YARADILANI SEVERİZ ZİRA BANA SENİ GEREK SENİ
Yaradılanı severiz
Bana seni gerek seni
Bu şiir böyle değildi, biliyoruz; fakat Yunus'u Yunus'la anlamak/tanımak için bu mısraların çok ciddi önemi haiz olduğunu düşünüyuruz. Yunus'u anlamak, bir mefkureyi kalemine, kelâmına ve sadrına nakşetmiş bir dertliyi keşfe çıkmak demektir. Yunus'u tanımak, Hoca Ahmet Yesevî'lerin, Hacı Bektaş-i Veli'lerin sinesinden taşan o ulvî sancıya talip olmaktır. Bu bağlamda Yunus'u daha doğrusu Bizim Yunus'u bu mefkureden ayrı düşünmek ve değerlendirmek, hem haksızlık hem de iftiradır.
Pak gayesi uğrunda ömrünü vakmetmiş bir dava adamı olan Yunus Emre'nin doğru anlaşılmadığını düşünüyoruz. Özellikle Pozitivist-Ateist zihniyetteki insanların elinde, inanmış ve inandığı minvalde yaşamak isteyen kardeşlerimize karşı bir koz olarak kullanılmasını asla kabul edemeyeceğimizi burada ifade etmiş olalım. Yunus, bizdendir ve o, inanmışlığın ve adanmışlığın çağları aşan nefesidir/sesidir.Ne Aşık (emre) Yunus ne de fikirleri, inkarı bir hayat felsefesi telakki edenlerin kirli/zehirli akıllarıyla kavrayabilecekleri mes'elelerden değildir. Biz şundan da eminiz ki, zaten onlar ne Yunus'u ne de kutsal davasını anlamaktan yana değiller. Maksatları bir gönül erini pişkince kullanmak. Koca dünyayı kan gölüne, gözyaşı denizine çevirenler kendilerine yönelen öfkeli bakışları yatıştırmak için şu mesejı veriyorlar: '' Niçin bize böyle nefretle bakıyorsunuz. Sizin dininiz hoşgörü dinidir. Hem Yunus Emre demiyor mu, 'Yaradılanı severiz Yaratan'dan ötürü.' diye?''
Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu'da insanlık ayıplarının,katliam ve tecavüzlerin en dayanılmaz en sarsıcı olduğu dönemlerde UNESCO'nun, önce Yunus Emre'yi sonra Mevlana Celaleddin-i Rumî'yi birbirine yakın temalar eşliğinde dünya gümdemine taşıması size de tuhaf gelmedi mi? Ne dost ne düşman hakkında sûizan beslemiyoruz; Selahaddin Eyyûbî'lerin, Muhammed İkbâl'lerin, Ömer Muhtar'ların da dünya kamuoyunda benzer bir şekilde yâd edildiklerine şahid olursak bir nebze olsun inanırız UNESCO'nun samimiyetine.
Yaradılan, Yaratan'la olan rabıtası münabetiyle hoş görülür. Yaradılan, Yaradan'a olan sadakat ve kurbiyetinden ötürü hoş görülür. Hoşgörünün gerekçesi, var olanın var edene teşekkürü sebebiyle sahip olduğu şahs-ı manevidir. Meseleye bu nazariye ile eğildiğimiz takdirde '' Yaradılanı hoş gör Yaradan'dan ötürü'' umdesinin aslında bir iman manifestosu olduğunu açıkça görürüz. Zaten Yunus da ayan beyan söylüyor: Yaradılan, Yaratan'dan ötürü sevilir. Yaratan'la arasında var olan tüm köprüleri dinamitleyen ve O'na sırt çevirenlerin bu sevgisen nasibi yokyur.
Ne zaman anarsam seni
Kararım kalmaz Allah'ım, mısralarıyla biricik sığınak ve Yâr kabul ettiği Allah'tan ve
Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü, dizeleriyle de sevdası ve hasretiyle yanıp
tutuştuğu Rasulullah Efendimiz (s.a.v)'den koparılarak, inkarcı ve zalimlerin batıl düşünce ve maksatlarına malzeme edilen söz ve tevillerin hesanının Yunus Emre'mize ait olmadığı inancını ve duasını taşıyoruz.
Kaynak: tarihsuuru.com