Geçmişi 'kitap' konusu olabilecek kadar enteresan olan Genel Cerrah Opr.
Dr. Salih Selman'ın hayatı, İstanbul Fenerbahçe'de başlıyor. Babası
Albay olan Salih Selman, annesi tarafından Özel Saint-Joseph Fransız
Lisesi'ne yazdırılıyor. Okul yılları papazların arasında geçen Dr.
Selman, 20'li yaşlara kadar arayış içerisinde geçirdiği hayatını
ilahiyat profesörü Hayrettin Karaman'ın bir sohbetini dinlerken
değiştiriyor. Geçmişe bir sünger çeken Selman, önce Çapa Tıp'ta, daha
sonra Haseki Hastanesi'nde yıllarca çalışıyor. Peygamber Efendimiz'in
sünneti olduğu için sakal bırakıp şalvar giyen Salih Selman, kendisi ve
doktor olan eşinin giyiminden dolayı hastanelerden uzaklaştırılıyor.
Selman, kendisini hayır işlerine adayarak, Deniz Feneri ve Yeryüzü
Doktorları'na üye olmuş. Yurtdışında birçok ülkede hastalara deva olmaya
çalışmış. Şu anda Fatih'teki özel muayenehanesinde görevine devam eden
Selman, 40'ından sonra ilahiyat fakültesine girerek ilahiyat doktorasını
almış ve aynı zamanda bu yaşında hafızlığını da tamamlamış. Şimdi hem
cerrahlık yapıyor, hem de tefsir dersleri veriyor. Opr. Dr. Salih
Selman'la hayatını, ameliyat masasında yaşadığı ilginç olayları
konuştuk...
“ANNEM İTALYA'DAN ARAR YILBAŞI KUTLAMASINA ÇAĞIRIR”
Öncelikle
sizi bir tanıyabilir miyiz?
1961, İstanbul Fenerbahçe doğumluyum.
Babam Topçu Kurmay Albay'dı. Hayatım 31 yaşına kadar Fenerbahçe'de
geçti. Babam askerî görevliyken hiçbir zaman askeriyeye sokmazdı bizi.
'Devletin hakkı' geçer diye, faydalandırmazdı yani. Lojmanda bile
oturmadı. Babam Cemal Selman, o zamanlar harp akademileri komutanıydı.
Bir defasında babam, 'Benim generallik zamanım geldi ama olamam' dedi
anneme. Annem de, 'Neden' diye sordu. Babam, 'Generallikte içkili
toplantıya ve dansa götürmek şart, ben seni nasıl götüreyim öyle bir
yere' demişti. Babam dindar bir insan olmasına rağmen, annem öyle
değildi. Annem İtalya'dan bize telefon açar, 'Gelin yılbaşını
kutlayalım..' derdi.
“BABAM SUBAYDI”
İlkokul beşinci sınıfta
okurken, Tevfik Gelenbe bir gün okula geldi. Tiyatroya oyuncu için
seçim yapıyordu. Benim de taklit yapma yeteneğim vardı. Beni beğendi ve
'Sen gel seni tiyatroda oyuncu yapalım' dedi. Ben de sevindim, hatta
uzaylı birinin rolünü vermişti bana. Babama durumu anlattım. “Oğlum ben
dini bilmem ama Allah hesabını soracak bize, bu meslek Allah'ın sevdiği
bir meslek mi bilemem. Onu dini bilen arkadaşlarıma sorar, sana yarın
bilgi veririm” dedi. Ertesi gün babam, “Tiyatroda insanlarla alay
ediliyormuş, taklit yapılıyormuş, bu günahmış, ben seni böyle bir
mesleğe göndermem” dedi.
Anne ve babanız yaşıyor mu?
Babam
sadece oruç tutardı, onun haricinde dini bir ibadeti yoktu. Ama imanı
sağlamdı, ben orta ikinci sınıftayken vefat etti. Annem de hala yaşıyor,
Allah selamet versin...
“İlk ameliyatımda bayılmıştım”
Meslekte
ilk zamanlarınızda zorlanıyor muydunuz?
Doktorluk gerçekten çok
acayip bir meslek. İlk ameliyata girdiğimde bayılmıştım. Kendimi birden
kanepede uzanıyorken buldum. Sordum arkadaşlara 'ne oldu' diye,
bayıldığımı söylediler. Çapa'da ilk olarak gece nöbetlerini tutuyor,
kendimi geliştiriyordum. O zamanlar Fenerbahçe'de oturuyorduk. Kimin eli
kimin cebinde belli değil. Fenerbahçe, öyle bir ortam. O zaman evimizde
bir tek dinî kitap vardı. O da Kur'an mealiydi. Bazı geceler sıkıldığım
zaman açar o kitabı okurdum. Ama hidayet nasip olmamıştı daha o
zaman...
Hayrettİn Karaman“ahlak” hocamızdı
Hidayetinize
ne vesile oldu?
Bir defasında Hayrettin Karaman Hoca, lisede bizim
ahlak dersimize gelmişti. İlk defa dinî kimlikli bir insanla
tanışmıştım. Karaman Hoca'nın dersteki hali çok hoşuma giderdi. Sonradan
öğrendim ki; Karaman Hoca'nın oğlu bizim sınıfta. Onun hayatını takip
ettim ve sonunda dedim ki, 'Sen bana bir yol göster', ondan sonra
Elhamdülillah kendimizi bulmaya başladık...
Çapa'da kaç yıl
görev yaptınız?
Çapa'da beni ilk başta istemiyorlardı. Adamların
çoğu içerlerdi. Sızıp kalırlardı, bana ameliyat göstermeleri gerekirken,
yalnız kalıyordum. Hatta Çapa'dan ayrılırken bir hoca, 'Senin
öğrendiğini biz öğrenemedik' dedi. Çapa'da yaklaşık 6 sene görev yaptım
ve sonra ayrıldım.
Neden?..
Çapa'dan ayrılma sürecim de
şöyle oldu: Bir gün Fenerbahçe'deki evimizde otururken, Kaya
Çilingiroğlu evimize geldi. 'Seni 6 ay sonra doçent yapacağız, bu kız
kardeşin örtüyü çıkarsın' dedi. Evin içinde kız kardeşimi aradı, buldu
ve örtüsünü çıkarması gerektiğini söyledi. Ben de, 'Hocam, kardeşimin
örtüsüyle benim doçentliğimin ne alakası var. Daha çok çalışırım, doçent
olurum' dedim. O da, 'Oğlum zaten çok çalışıyorsun ama kız kardeşinin
başının açması şart' dedi. Daha sonra evimizdeki duvarlarda duaları
gördü, “Seni adam zannediyordum, meğerse zayıfmışsın” dedi ve kapıyı
çekip gitti. O sıra yeni evlenmiştim, biraz özelde çalıştım, sonra
1990'da Haseki Hastanesi'ne girdim.
Hocalarımızın hepsi papazdı
Saint-Joseph
mezunuymuşsunuz?..
Evet, ortaokul ve liseyi annemin ısrarıyla
1972-1980 yılları arasında Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi'nde
bitirdim. Hocalarımızın hepsi papazdı. Çocukları veya eğlenceleri yoktu.
Ya ilim yapar, ya da bizimle uğraşırlardı. Daha sonra Çapa Tıp
Fakültesi'ni kazandım. 6 sene okuyup mezun oldum. Güler Aydemir'le sınıf
arkadaşlığı yaptık. Daha sonra TUS imtihanına girerek Çapa'da
asistanlık ve uzman olarak görev yaptım. O zamanlar TUS (Tıp Uzmanlık
Sınavı) yoktu. TUS ilk açıldığında o sınavı kazanarak Çapa'da görevime
başladım.
“HASEKİ'DE 7 SENE ÇALIŞTIM”
Eşinizle
tanışmanız nasıl oldu?
Eşimle tanışma hikayem de çok ilngiçtir.
Hocam
maşallah sizin hayatınız baştan sona ilginç...
Bir gün ameliyata
girerken, bir bayan gördüm. Kızcağız özel bir elbise diktirmiş boynu
gözükmesin diye. 'Ne gayretli maşallah' dedim kendi kendime. Sonra o
hanımla evlendik işte. (Gülüşmeler) Onun da babası albaydı, benim babam
gibi...
Öyle miii... Çok ilginç...
Eşimin dindar olması beni
çok etkiledi. O namaz kılardı bol bol, ben onu seyrederdim. Ona
özenerek namaz kılmaya başladığım zaman dizlerimi bükmekte zorlanırdım
alışık olmadığım için. Eşim, evlendikten sonra mehir olarak 'Hac'
istemişti. Hacc'a gittik geldik. Ben sakallı olarak göreve başladım.
Benden önce sakal yüzünden atılanlar olmuştu. İlk başta keseceğimi
düşündüler ama ben kesmediğim zaman mırıldanmalar başladı. Merdiven
altında bir yer verdiler. Orada çalışmalarıma devam ettim. O zaman
endoskopi yapıyordum. Türkiye'de benden başka yapan yoktu. Türkiye'nin
dört bir yanından hastalar geliyordu. Haseki'de sakallı ve şalvarlı
olarak 7 sene boyunca çalıştım. Daha sonra çeşitli nedenlerden dolayı
ayrıldım. Yeryüzü Doktorları ve Deniz Feneri'nde gönüllü doktor olarak
çalıştım. Onların sayesinde birçok yabancı ülkeye gittim.
“Yahudi”
hastam bile var
Hastalarınız arasında “Bu Müslüman'dır, bu
değildir” diye ayrım yapar mısınız?
Asla yapmam, hatta benim Yahudi
hastam bile var. Bir gün o hastama sordum; 'Sen çok zengin bir insansın,
niye bana geliyorsun. Bazen Müslüman bile yanımıza gelmekten
çekiniyor.' Yahudi hastam, 'Param var ama diğer doktorlar insanı
yoluyorlar' dedi. Ben de, 'Bu kadar işe kafa yoruyorsun, bunlar bizim
Müslümanlığımızdandır, iman et, Müslüman ol' dedim. 'Oraları karıştırma,
oraları karıştırma' dedi. Bana rakı içen de geliyor, beş vakit
namazında olan da...
Bizimle paylaşabileceğiniz ilginç bir
anınız var mı?
Geçen Vatan Hastanesi'nden bir doktor arkadaşım
ameliyat için beni çağırdı, gittim. Hastane personeli ve hasta yakınları
bu halimi görünce içeri almadılar. Ameliyathaneden çıkan hemşireler
gözleri yerinden fırlamış gibi bana bakıyorlardı. Onlara, 'Neden
şaşırıyorsunuz, sizin dedeleriniz de böyleydi' dedim, sonra doktor
arkadaşım geldi. Ameliyata girdim. Hemşireler ellerime bakıyorlardı,
'acaba yapabiliyor muyum' diye...
Hastalıklarda duanın gücü
nedir?
Çapa'da ilk ameliyatımda solcu birisini ameliyat edecektim. O
adam bana, 'Salih, Besmelesiz sakın girme' dedi. İlk dersimi ondan
almıştım. Amerikalı bir doktorun bir kitabı var. Orada yaşadığı ilginç
bir olay var. Doktor, kitabında; “Almanya'da ve Müslüman bir ülkede
yaptığım aynı ameliyatta farklı sonuçlar alıyordum, Müslüman kişinin
ameliyatından diğerine oranla çok daha olumlu sonuçlar alıyorduk. Bunu
araştırdım, Müslüman kişinin ameliyatında duanın gücü olduğunu anladım”
diyor. Bunu Müslüman değil, Hıristiyan bir doktor söylüyor...
Günümüzde
ruhsal mı, yoksa fiziksel olarak mı daha çok hastalanıyoruz?
Ruhsal
olarak hastalıklar her gün daha çok artıyor. Fiziksel hastalıklar da
ruhsal hastalıkların derinleşmesinden dolayı kaynaklanıyor. İnsanı yıkan
strestir. Stresin yaptığı tahribatı bir insana dışarıdan veremezsiniz.
Bazı tanıdıklarım, hastalarını sadece sohbet etmem için getiriyorlar.
Maddiyattaki sorunları maneviyat kapatamayınca, vücut stresi
kaldıramıyor. Geçen ambulansla hastaneye bir hasta getirdiler. Karnı
tahta gibi olmuş, midesi delinmiş. Acile götürdük hemen. Ameliyattan
sonra hastaya sordum, 'Ne yedin..' diye. Adam 'Hiçbir şey yemedim' dedi.
'Peki, ne oldu' dedim. 'Bugün hayatımda yapmadığım bir kavgayı yaptım, o
stresle mideme bıçak saplanmış gibi oldu' dedi. Midemiz, dilden daha
yumuşaktır. Besin aldığımız zaman midenin üstüne hemen bir set çekiliyor
ve besinlerin öğütülmesi o şekilde sağlanıyor. Midemiz, sığır etini
bile öğütüyor ama hiçbir şey olmuyor.
STRESİN ÇÖZÜMÜ KUR'AN
OKUMAK
Bunu gidermek için ne yapmalıyız?..
Hastalıklarımızın
kaynağı, manevi eksikliklerimiz. Bunları giderdiğimiz zaman, ne gam
kalır, ne de tasa. Efendimiz'in en dikkat ettiği şey Kur'an okumak.
Stresin çözümü Kur'an'dır. Çünkü Kur'an kalplere ve vücutlara şifadır.
'Ben bittim, tükendim' diyen insanın sağlıklı yaşaması zor. Geçenlerde
pankreas kanseri hastayı ameliyat ediyoruz ama ameliyat zor bir
ameliyat. Böyle durumlarda devamlı zikir yaparım. Hemşire de bu halimi
görünce, 'Sen ne söylüyorsun kendi kendine' dedi. Ben de, 'Zikir
yapıyorum, Allah'tan yardım diliyorum. Niye şaşırdın ki? Diğer doktorlar
ne yapıyor?' dedim. 'Küfrediyorlar, aletleri sağa sola atıyorlar' dedi.
Dur dedim, inşallah Mevla bir kapı açar. Hakikaten o hastayı kurtardık.
Hemşire de, 'Bu sistem güzelmiş' dedi.
Her iki senede bir grip
salgınları yaşanıyor. Bunların sebebi nedir? Biyolojik silah mı?
Çocuklarım
ateşlendiği zaman 39.5 dereceyi geçmeden hiçbir zaman ilaç vermedim.
Bunun sebebi de şu; vücudumuzda her hastalığa karşı hazırda bekleyen bir
tim vardır. Bu tim, hastalık geldiği zaman önce onu tanır, savaşır ve
alt eder, kimi zaman da yenilir. Ama günümüzde ufak bir hastalıkta bile
ilaç kullandığımız için, vücudumuzdaki timleri işlevsiz kılıyoruz ve
hastalığa yenilme oranımız da otomatik olarak yükseliyor. Türkiye'de
yaşanan salgınlarda o kadar insanımızın ölmesinin sebebi de budur...
BİZ
DOKTORLAR SADECE ARACIYIZ ŞİFA ALLAH'TAN
Allah'ın 'Eş-Şafi'
sıfatıyla doktorun yaptığı tedavi arasındaki fark nedir?
Bir gün Hz.
Musa'nın karnı ağrıyormuş, Rabbine sormuş, “Ey Allah'ım karnım çok
ağrıyor, ne yapayım” diye. Allah ta Hz. Musa'ya, “Şu otu iç, iyi gelir”
demiş. Hz. Musa da hemen otu içmiş ve iyileşmiş. Aradan bir müddet
geçtikten sonra Hz. Musa'da yine aynı ağrı olmuş ve hemen gidip aynı otu
yemiş ama ağrı kat kat artmış. Sonra Rabbine sormuş, “Neden böyle oldu”
diye. Allah da “O zaman bizden istemiştin, şimdi ota gittin” demiş. Biz
doktorlar sadece aracıyız, şifa sadece yüce Allah'tan.
1961,
İstanbul doğumlu olan Opr. Dr. Salih Selman'ın hayatı tam filmlere konu
olacak nitelikte. Çocukluğu Fenerbahçe'de geçen Selman'ın, babası Topçu
Kurmay Albay. Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi mezunu olan Selman,
burada Türkiye Komünist Partisi eski Genel Başkanı Güler Aydemir'le
sınıf arkadaşlığı yapmış. Daha sonra Çapa Tıp Fakültesi'ni kazanan
Selman, burada genel cerrah olarak görevine devam ediyor. 7 sene
Haseki'de görev yapan Selman, sakalı ve şalvarı yüzünden hayatında
birçok engelle karşılaşmış. Şimdi Fatih'teki özel muayenehanesinde
hastalarıyla ilgileniyor. Çok iyi derecede İngilizce, Fransızca ve
Arapça bilen Selman, 40 yaşından sonra İlahiyat fakültesini bitirip,
hafızlığını da tamamlamış. Bir yandan doktorluk görevine devam eden
Selman, değişik illerde öğrencilere ve halka, tefsir sohbetleri de
veriyor.
VAKİT